New York Gezi Notları - 2

New York Gezi Notları - 2

New York Gezi Notları - 2

BİR RÜYA ÜLKESİ AMERİKA – 2

Daha ilk günümüz olmasına rağmen bu şehre hemen adapte oluyoruz. Başta karmaşık gibi görünse de sokakları kolayca öğreniyoruz. Şehrin planında kullanılan “grid sistem”, yani birbirini dik kesen cadde ve sokak sistemi işimizi daha da kolaylaştırıyor. Kim bilir belki izlediğimiz film ve dizilerin bunda etkisi vardır!

2. günün sabahında meşhur Özgürlük Heykelini görmek için otelimizin hemen yakınındaki metro ile 1 no.lu hattan Staten Island’a gitmek üzere yola koyuluyoruz. Son durak “South Ferry” olarak geçiyor. Son durakta indikten sonra feribot seferi için biletlerimizi alıp feribota biniyor ve adaya varıyoruz.

Hollandalılar 1626 yılında Manhattan’ın güney ucunda bulunan bir adayı yerli Lenape halkından satın almışlar ve şehir daha sonra 1664 yılında İngiliz kontrolüne girmiş, 1785 yılında Amerikan Bağımsızlık Savaşından sonra New York yeni kurulan ulusun ilk başkenti olmuştur. New York Limanındaki Statue of Liberty, yani Özgürlük Heykeli ve Ellis Adası Manhattan’a bir ada görünüşü vermektedir.

İşte sonunda hep filmlerde izlediğimiz o ihtişamlı anıtın hemen yanındayız. Bir elinde meşale diğer elinde anayasa ile bu dev özgürlük anıtı adeta bizi selamlıyor.

Özgürlük Heykeli, 1886 yılında Fransız Heykeltraş Frederic Auguste Bartholdi tarafından bronzdan yapılmıştır. 46 m. Uzunluğundaki Özgürlük Heykelinin temeline kazınmış olan satırlar şu şekildedir:

“Yorgun, zavallı, ezilmiş...

Özgürlük dolu bir nefese hasret kalmış

Gövdelerinizi bana verin!

Emma Lazarus’un bu dizeleri Özgürlük Heykelinin hemen dibinde bizi karşılıyor. Staten Adasından Manhattan’ın siluetini izlemek ise bize ayrı bir keyif veriyor.

Biraz dinlenip tekrar feribotlarla geldiğimiz yere dönüyoruz.

Burada tipik Amerikan sokak dansı gösterisi ile karşılaşıyoruz. Biraz izledikten sonra meşhur China Town ve Little Italy’i görmek üzere yola koyuluyoruz.

China Town’u hızlıca gezdikten sonra hemen yakınındaki Little Italy’ye geçiyoruz. Bu İtalyan mahallesinde bir yemek molası verelim diyoruz ve İtalyan pizza yemeyi tercih ediyoruz.

Buradan sanatçıların mekanı diyebileceğimiz SoHo’ya geçiyoruz. Buranın gerçekten bohem bir tarzı var. Biraz gezindikten sonra, Washington Square Park’a geçiyoruz. New York Üniversitesi de parkın hemen karşısında yer alıyor. Park insanlarla dolu. Biz de parkta sincap ve güvercinleri izleyerek biraz olsun dinleniyor ve yeni rotamıza doğru yola koyuluyoruz.

Yeni rotamız, eski tren yolundan bozma High Line isimli bir park. Akşam olduğu için burası biraz tenha. Tren raylarının üzerinde romantik bir yürüyüş yaptıktan sonra buradan da ayrılıyoruz. Günü, 1913’te hizmete giren ve güzel mimarisiyle turistlerin de uğrak noktası olan “Grand Central Terminal”i yani tren garını gezerek noktalıyoruz.

3. günün sabahı, otelimize 15 dk. mesafede bulunan Central Park’a doğru yol alıyoruz. Parkta ufak bir piknik yapmak için yiyeceğimizi de beraberimizde götürüyoruz.

Park o kadar büyük ki isterseniz rikşalar ve atlı arabalarla yarım ve tam tur şeklinde gezebiliyorsunuz. Park boyunca yürüyen, koşan, paten kayan, bisiklete binen, resim yapan, müzik aletleri çalan kişilere rastlıyoruz. Gökdelenlerle dolu New York’un keşmekeşinden uzak, vaha gibi bu mekanın peyzajıyla büyüleniyoruz.

Piknik yapmak için göle nazır bir yer seçiyoruz. Göl üzerinde kayıklarla giden insanların oluşturduğu bu manzara, 18 yüzyıl tablolarından çıkmış gibi! Burada bir de davetsiz misafirlerimiz var. Serçeler, sincaplar ve güvercinler yemeğimize ortak oluyorlar. Sincabın verdiğimiz krakerleri hızla yiyişi çizgi filmden bir kare gibi!

Doğayla baş başa geçirdiğimiz bu güzel vakitten sonra Modern Art Museum’u ziyaret etmek üzere yola koyuluyoruz. Meşhur Trump Tower, Tiffany&Co gibi ünlü binaların önünden geçerek müzeye varıyoruz.

5.Caddenin bu kısmında daha lüks markalar gözümüze çarpıyor.

  • Etiketler

  • Sende Yorumunu Bırak

    • Hakkımızda

      Bir zamanlar TRT’de yayımlanan “Az Gittik Uz Gittik” adlı yarı çizgi film, yarı belgesel tadında bir program vardı. Hiç kaçırmadan izlerdik. Yine Jules Verne’nin kaleme aldığı macera romanı “80 Günde Devrialem”i severek okur, çizgi film uyarlamasını ilgiyle takip ederdik. Meğer tüm bunlar içimizde filizlenen dünyayı gezme aşkını...Devamı

      • Rikşa
      • Lviv, Ratusha Tower
      • Machu Picchu
      • Casa Rosada
      • Saint Sophia’s Katedrali
      • Yavru kaplan
    • Dünya Kazan, Biz Kepçe